|
|
|
Ahmet Rasim'in Yaşam Felsefesi:
Tam bir İstanbul Beyefendisi olan Rasim Bey; yaşam felsefesinde üç şey vardı. Rakı, sigara ve sohbet.
Her akşam oturduğu masasında, anasonundan beyazlaşmış rakısına beyaz peyniri ve şiresini yavaş
yavaş tabağa bırakan kavunu ile beraber sohbeti başlar ve sigarası tüterdi sanki hiç bitmeyecek gibi.
Balkan Harbi'nde meslektaşları ile trenle Edirne'ye giderlerken üstat mütemadiyen sigara içiyor,
birini söndürmeden sigarasından diğerini yakıyormuş. Dostları: “Üstat niçin böyle yapıyorsun?”
diye sormuşlar o da “Kibritten tasarruf için” demiş.
Çevresindeki her insana saygı ve sevgi göstermeye itina eder ve kendisi için insanlar arasında
sınıf farkı kesinlikle yoktu. Şaka yapmayı çok seven ve espri kabiliyeti yüksekti. Bir kaç örnek.
1864 yılında İstanbul'da doğdu. Darüşşafaka'da eğitim aldı. Fransızca biliyordu. Posta ve Telgraf Nezareti Fen
Kalemi’nde katipliğe başlayınca, annesi Mevber Hanım onun kalemden yani memurluktan ölünceye kadar
ayrılmaması için Kurana el bastırmıştı. Buna rağmen kendisine çok sıkıcı gelen memurluktan ayrılarak
yazarlığa başlamış oldu. Ancak kendisinin esprili tabiriyle annesine verdiği sözü tutarak, devlet kaleminden
değil ama elinde tuttuğu kaleminden ölünceye kadar ayrılmadı.
Ahmet Rasim'i bir gün ziyafete çağırırlar, üstat bakar ki masada içkiden eser yok. Çaresiz
masaya oturur, önce balık gelir üstat:
“Aman bana bir kadeh; ben rakıyla balığı çok severim.”
Arkadan ekşili köfte gelir,
“Aman bir rakı daha, köfte ile bayılırım.”
Derken dolma gelir,
“Aman dolmaya pek yakışır bir kadeh daha.”
Arkadan baklava gelir bununla da bir kaç duble içince ev sahibi dayanamaz;
“Üstat, rakıyı hangi şeyle içmezsiniz?”
Ahmet Rasim gülerek
“Su” ile cevabını verir.
Ahmet Rasim, yeni bastırdığı “Demdeme” isimli kitabını Recaizâde Ekrem Beye takdim etmişti.
Eseri şöyle bir elleyen üstat:
—Kağıdı güzel deyince, Ahmet Rasim hemen cevabı yapıştırdı:
-Evet efendim, sizin “zemzeme'nin” kağıdından!
(Ahmet Rasim ile Recaizade Ekrem arasındaki edebî münakaşa meşhurdur. Ahmet Rasim
“Demdeme” adlı kitabını Recaizade'nin “Zemzeme” isimli eserine nazire olarak yazmıştır.)
Sakın geçkalma erken gel
Yakın arkadaşı Tatyos Efendi ile her gün beraber içki içerlermiş ki bazı günler eve geç gitmek bir
yana gitmedikleri günlerde olurmuş. Sadberk Hanım sabırlı, müşfik muhterem bir hanımmış.
Onu daima mazur görür, sitem etmezdi. Artık sabrın son demleri olacak ki; bir gün sabah Ahmet
Bey' in kahvaltısını hazırlamış, tüm hizmetlerini tamamladıktan sonra yolcu ederken
"Bey, yeter artık bu akşam gün batmadan gel, sakın geç kalma, tahammülüm kalmadı artık" demiş
Ahmet Rasim bu kadar sabırlı kişinin bu sözleri nasıl söylediğinin şoku ile
"Hanım akşam bu şarkıyı radyodan dinle" demiş ve evden çıkmış.
Bakırköy sahiline inerken mırıldanmaya başlar."sakın geç kalma erken gel " diye. Ve
Miltiyadi Gazinosunda dostu Selami Paşa'ya rastlar ; “Evden çıkarken refikam bana tembih etti.
Geç kalma erken gel dedi, ben de buraya gelene kadar bunu bir kıta haline getirdim, besteledim."
”Üstat kadehinden bir yudum içmiş, ellerini dizlerine vurup usul tutmaya başlamış. Tatyos
Efendi ile buluşmuş. Konuyu aynı şekilde ona da anlatmış. Gece geç vakitlerde bugüne kadar
dilimizden düşmeyen "Sakın geç kalma erken gel " şarkısı radyoda yayınlanmış.
Atatürk ile anısı
Ahmet Rasim Bey, bir gün Ankara'da, Anafartalar'da dolaşırken İsmail Müştak Mayakon'a rastlar.
İsmail Müştak:
—"Aman efendim", . "Siz buralardasınız, nasılsınız?"Ankara'da bir emriniz mi var?.
Ahmet Rasim:
"Fırınlarda ekmeklerin dört köşe değil de, yuvarlak yapılması yüzünden buralara kadar geldim işte "
Bu sözden bir mana çıkaramayan İsmail Müştak Beye Ahmet Rasim Bey şöyle açıklamada bulunur:
“Bir ekmek alayım, dedim fırından, elimden düşüp yuvarlanmaya başladı. Bu tekerleğin arkasından
ben de Ankara'ya kadar koştum. Şaşkın şaşkın onu arıyorum şimdi. "
O akşam Çankaya'da bu konuşulanları İsmail Müştak, Atatürk'e anlatınca:
Atatürk düşünceli ve birazda sinirli bir tavırla;
"Siz ne dediniz "
İsmail Müştak sessiz kalmış. Ve Atatürk Müştak ' a
“Yarım yüzyıl Türk kültürüne hizmet eden bir yoksul zat, sana Ankara'da ekmek aradığını
söylediği halde, sen neden yardım etmedin? " .
O gece Ankara'nın bütün otelleri aranarak Ahmet Rasim Bey bulundu (kimi kaynaklar da
meyhanede bulunduğu yazılmıştır) ve Çankaya'dan gönderilen bir araba ile Atatürk'ün huzuruna
getirildi. Atatürk, Ahmet Rasim'i ayağa kalkarak karşıladı ve masada yanına oturttu. Biraz sonra
ona şu teklifte bulundu:
"—Boş bulunan İstanbul Milletvekilliğini lütfen kabul eder misiniz?.."
Ayağa kalkan Ahmet Rasim. Atatürk'ün elini öptü ve
:"Şimdi anladım, ekmek gerçekten aslanın ağzında imiş!" ..
Yalın ve İstanbul Türkçesi ile yayınladığı yazılar okuyucuları büyülüyordu. Sadece kalemle göze
hitap etmeye yetinmeyen Rasim, kulağa da hitap etmiştir. Musikimize birbirinden güzel
eserler vermiştir.Ünlü bestekarlarımızdan Osman Nihat Akın ' nın dedesidir.(Bknz:www.
musikiklavuzu.con/Bestekarlar/Osman Nihat Akın ).
Hazırlayan : Suat Yener
Kaynaklar :
Bir Güftenin Sebeb-İ Fikriyyatı ………………Şener Kökümser (Gümüş)
Tellal gazetesi / Nükteli Cevaplar…………..Ahmet Hakan Dönmez
Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi………….Yılmaz Öztuna
TSM Ansiklopedik Sözlük…………………….Vural Sözer
TC. Turizm ve Kültür Bakanlığı Yayınları
Kim Kimdir Ansiklopedik Sözlük
Ekleyen:Suat Yener |