.

 TAKSİM  05.09.2010

 TÜRK MÛSIKÎSI’NDE TAKSIM Onur Akdogu'nun "Türk Müzigi’nde Türler ve Biçimler" adli kitabindan. Taksim’in varligi da, mutlaka, gazel gibi çok eskilere dayanmaktadir. Ama, bu konudaki ilk bulguyu, varsayimsal da olsa, 10. y. y. ’da buluyoruz. 870-950 yillari arasinda yasamis Farâbi’nin, çalgisiyla, zaman zaman dinleyenleri güldürdügü, zaman zaman aglattigi ve zaman zaman da uyuttugu bilinmektedir. Kuskusuz ki, Farâbi’nin çalgisiyla yaptigi bugün TAKSIM adini verdigimiz çalgisal türün dinletilmesinden baska bir sey degildir. 15. y. y. ’dan sonra ise, çalgisal taksimle ilgili elimizde çok belge bulunmaktadir. Sözgelimi, taksim karsiligi olarak kullanildigina inanilan nehavt terimini, Yûnus Emre’nin(1240-1320)disinda Ali Sah(15 y. y. )da kullanmis, yine 15 y. y. kuramcilarindan Kirsehirli Yusuf ve Seydî tarafindan makam gösterme olarak belirtilmis ve 17. y. y. ’dan baslamak üzere de, taksim terimi , çalgisal bir tür adi olarak müzik dilimize yerlesmistir. 17 y. y. ’in en önemli kuram kitabini yazan Kantemiroglu (1673-1723), taksimi;hanende ve sazende taksimi olarak ikiye ayirmis, daha sonra taksimin nasil yapilmasi ve nelere dikkat edilmesi gerektigi hakkinda uzun açiklamalar yapmistir. Bunlarin yaninda, Hizir Aga(1725 ?-1795?), Fonton (18. y. y. ), Abdülbâki Nâsir Dede(1765-1821), Hâsim Bey(1815-1868) ve 19 y. y. kuramcilarinin büyük bir çogunlugu, eserlerinde çalgisal taksim amaciyla yalnizca TAKSIM terimini kullanarak konuyla ilgili açiklamalar yapmislar ya da terim olarak TAKSIM’den söz etmislerdir. 20 y. y. ’da ise, taksim, tümüyle kendine özgü ve yaygin bir sekilde varligini sürdürmekte olup, çalicilarin yetenek, beceri ve bilgilerini özgür olarak sergileyebildikleri bir tür olarak önemini ve yüceligini korumaktadir. TAKSIM’in ne denli önemli bir tür oldugunu, geçmisten günümüze hemen hemen tüm kuramcilar kabul etmislerdir. Örnegin;Kantemiroglu’na (1673-1723) göre taksim, çalicinin bilgisinin derecesini, biliminin gücünü ortaya koyabilen bir türdür. Fonton(18 y. y. ) ise, müzikçinin yetenek ve zevkinin TAKSIM’de ortaya çiktigini vurgulamakta, 19 y. y. kuramcilarindan Hâsim Bey de (1815-1868), taksim’i bir müzik bilim dali olarak nitelemis ve müzik bilimini çok iyi bilenlerin iyi taksim yapabileceklerini özellikle belirterek Kantemiroglu’nun Ilm-i kelâm’a benzettigi taksim için ayni benzetmeyi yaparak, “müzikte taksim bilimi, ilm-i kelâm’a benzer” demistir. Ses ile taksim yapmaya da “Gazel” denir. 20. y. y. ’in ikinci yarisindan baslamak üzere unutulmaya yüz tutmus GAZEL’in bu yüzyildaki en önemli temsilcileri: Hâfiz Osman(1867-1932), Hâfiz Burhan(1897-1943), Hâfiz Sâmi(1874-1943),Sâdeddin Kaynak(1895-1961) ve Münir Nureddin Selçuk(1899-1981)’tur. Günümüzde TAKSIM , ögeleri ve alt türleri : Günümüzde taksim denilince;bir ya da birden fazla kisinin çalgisi veya çalgilariyla, isitsel duyumu belirli bir makama kosullandirmak amaciyla, dogaçtan (irticâlen-irticâlen:birdenbire, içine dogdugu gibi) yapilar ve belirli bir biçimsel bütünlük içinde yaratilan makamsal ve usûlsüz ezgiler demeti akla gelmektedir. Açiklamadan da kolayca anlasilabilecegi gibi, Taksim’in en önemli ögesi dogaçlama olusudur. (Gazel, uzunhava, ezan, mevlid gibi türlerin de en önemli ögesi , dogaçlamadan yapilmasidir. ) Dogaçlama ise, genel çizgileriyle önceden tasarlanmis bir müzik kurgusunun, seslendiricinin içine dogdugu sekilde, çalarak ya da söyleyerek kurgunun ayrintilarini seslendirmesi olup, seslendirme bittiginde dogaçlama da sona erer. Bir baska deyisle, dogaçlama, taksim süresince devam eder. (Çalgisal dogaçlama, batida geçmisten bu yana varoldugu halde, sözel dogaçlama batida yoktur. Batida ilk dogaçlamalar, ortaçag sonlarinda kilise müziginde görülmekte olup, günümüze degin;ezgisel, uygusal ve ritmsel bir bütünlük içinde süregelmis, günümüzde ise, caz türünde ve bale çalismalari sirasinda eslik çalgisi olan piyanoda, gerek caz türünü belirleyen bir temel öge olarak, gerek bale çalismalarinin yapilmasinda bir zorunluluk olarak varligini korumustur. Batida;Bach(1685-1750), Mozart(1756-1791), Beethoven(1770-1827) ve Lizat (1811-1886) gibi besteciler, dogaçlamalariyla da ün kazanmis olup, arya ve konçertolarda varolan kadanslardan bazilari dogaçtan seslendirilir. ) Dolayisiyle , taksim olarak adlandirdigimiz tür, dogaçlamanin bitisiyle olusur. Yani, taksim, dogaçlamanin baslamasiyla bitisi arasinda yer alan ezgisel bir bütündür. Taksim’in bir diger ögesi ise, makamsal olusudur. Çünkü, taksim, çalgiyla yapilan makamsal dogaçlamadir. Makamsal ögesi dolayisiyla, taksim’i geleneksel taksim ve özgür taksim olmak üzere iki alt tür’e ayirmakta yarar vardir. GELENEKSEL TAKSIM Makamin geleneksel anlatimi dikkate alinarak yapilan Taksim’e , geleneksel taksim denilir. Bir makamin geleneksel anlatimi ise, makamin seyir yöntemi dedigimiz yöntemle açiklanmasidir. Bir makamin seyri ya da seyir yöntemiyle bir makamin açiklanmasi denilince de, o makamin kullandigi seslerin ve belirli seslerde yapilan belirli soluklanmalarin(Bu soluklanmalara asma karar denilmektedir) önem derecesine göre ararda siralanmasi, yani çekirdek ezgi’nin belirtilmesidir. Dolayisiyla, makam seyrine uygun olarak yapilacak bir taksimde, yani, geleneksel bir taksimde, sözkonusu seslerin mutlaka belirtilmesi gerekir. Bu ise, taksim sirasinda dogaçlanmasi gereken ezginin ya da ezgilerin çekirdeginin önceden bilinmesidir ki, bu durumda taksim yapan kisinin, yalnizca, önceden bildigi çekirdek ezginin süslenmesini dogaçlamasi yeterli olur. Çekirdek ezgi’nin önceden bilinmesi, bir baska deyisle, bilinen makam seyrine uygun olarak taksim yapilmasi, çalicinin , ayni makamda yapmis oldugu taksimlerin birbirlerinden farksiz olmasina neden olur. Hatta, ayni makamda degisik kisilerin yaptigi geleneksel taksimler dahi, çekirdek ezgiler daha önceden belli oldugu için, mutlaka birbirlerine benzerler. Bu tür geleneksel taksimleri birbirlerinden farkli kilan tek öge, ayni çekirdek ezginin degisik örgüler içinde bezenmesidir ki, bu farklilik da, yalnizca, gelenegi bilen bir kisi tarafindan ve ancak, dikkatli bir isitme ile anlasilabilir. Yani, geleneksel taksim özgün degildir. Eski “edvar”larda da, taksim sirasinda seyre uyulmasi gerektigi özellikle belirtilmistir. Örnegin ; Kantemiroglu(1673-1723), edvarinda;makam açiklamalarini verdikten sonra, “taksim yapmak istendiginde, tarifimiz üzere hareket edilirse müzik hazinesine sahip olunabilsin ve gönlün diledigi sekilde, mücevherlerle, altin kakmalarla süslü nagmeler ortaya koyabilsin ve o nagmeler, müzik kurallarina uygunluklari, hosa giden düzenleri, cana yakin yürüyüsleri ile isitme duygusuna etki etsin ve begenilsin. ” Diyerek, taksimin, anlatilmis makam seyirlerine uyularak yapilmasi gerektigini, ancak bu sekilde güzel bir taksimin olusabilecegini ve dinleyenleri etkileyebilecegini vurgulamistir. Hizir Aga (1725 ?-1795 ? ) da, taksim sirasinda “makam seyrinden zevk alinabilmesi için. . . üstâd, hüseyni’nin edasini ve havasini biraz gösterdikten sonra. . . ” diyerek , taksimde seyrin önemini belirtmistir. Abdülbâki Nasir Dede’nin (1765-1821), edvarinda belirttigi taksim örnegini kendi kitabina aktaran Hasim Bey (1815-1868) ‘in yaninda, günümüz kuramcilarindan ve çalicilarindan birçok kisi de , taksim açiklamalarinda seyir’e uyulmasi gerektiginden sözetmisler ve yaptiklari taksimlerde, makam seyirlerine uymuslardir. Sonuç olarak, geleneksel taksimin yapilabilmesinin, ancak, makam seyirlerine uyulmasi ile gerçeklesebildigini ve bu tür taksimlerde, özgünlük ögesinin yok denecek kadar az oldugunu kesin olarak söyleyebiliriz. ÖZGÜR TAKSIM : Geleneksel makam seyirlerine uyulmadan, yalnizca, makami olusturan üç temel öge olan aralik-güçlü ve durak ögelerini dikkate alarak yapilan taksime denilir. Bu tür taksimler tümüyle özgün birer yarati olup, kisinin dogaçlamasiyla ilgili tüm yetenek ve becerisi taksime yansir. Ayni makamda, ayni kisi tarafindan yapilsa dahi , taksimler arasinda mutlaka farklilik olur. Özgür taksim yapilabilmesinin önemli kosulu, geleneksel taksimin nasil yapilacaginin bilinmesidir. Gerek eski edvarlarda, gerek günümüzde yapilan taksim tanimlarinin tümünde bulunan ortak yan, taksimin mutlaka usûlsüz olusudur. Örnegin edvarinda, Iran’da taksimin usûllü oldugunu belirten Kantemiroglu (1673-1723),“fakat Anadolu müzikçileri arasinda, bu tür kalipli taksim makbul sayilmaz, müzik dairesinin disinda birakilir. Niçin birakildigini soranlara da su kaniti gösterirler:Gerek beste, gerek kâr ve nakis, gerek pesrev ve semâi, usûle bagli olmalari bakimindan bestecilerin bilim gücünü ortaya koyarlar. Taksim nagmesi ise, müzikçinin kendi gücünü ortaya koymasina yarar. Öyle ki, müzikçi, bilim gücüyle, o anda bir bilesim ortaya çikaracak. . . . ve kendine mahsus, isitilmedik, yepyeni bir nagme bulacaktir. ” diyerek, taksimin Türklerde usûlsüz oldugundan ve bunun yararlarindan sözetmekte, daha sonra da taksimin tanimini yaparken, “okunacak bestenin makamina , fakat usûle bagli olmayan güzel ve hos bir ezgidir. ” diyerek, taksimin usûsüz bir tür oldugunu tekrar vurgulamaktadir. Günümüzde de , taksimin usûlsüz oldugu hakkinda bir görüs birligi vardir. Söz gelimi, Ekrem Karadeniz(1904-1981) taksim için “güfte ve usûlden bagimsiz”, Feridun Darbaz “serbest tartilarla”açiklamasiyla taksimin usûlsüz oldugunu vurgulamislardir. Rast Taksim, Hicaz Taksim, Sûz-idil Taksim gibi, bitirilen makamin adiyla anilan taksim, genel olarak bir, bazen de birden fazla çalgiyla yapilabilir. Her iki durumda da dogaçlanan ezginin tek sesli olmasina karsin, bazen, solo yapanin, çalgisiyla ezgiyi dogaçlarken, pest ya da tizde, dogaçladigi ezgiye baska seslerle eslik etmesi ya da solo yapanin disindaki diger bir çalgi veya çalgilar tarafindan eslik edilmesi yoluyla olusturulan basit iki seslilik, taksime bir renk ve zenginlik katar. Bu nedenle taksimi, eslikli taksim ve esliksiz taksim olarak iki alt türe ayirmak gerekir. Esliksiz Taksim: Dogaçlama sirasinda, asil ezgiyi besleyecek seslerin ya da karsi ezgi’nin(karsi ezgi, kontrapunt ya da kontrpuan olarak da bilnmektedir. )taksim yapan kisi ya da diger çalicilar tarafindan duyuruldugu taksim türüdür. Eslikli Taksim : Bu taksim türü, dogaçlanan asil ezgiye eslik amaciyla, ya taksim yapan kisi tarafindan, ya da baska çalgi veya çalgilar tarafindan devam eden seslerin veya karsi bir ezginin duyurulmasi ile olusturulur. Eslik, usûllü ya da usûlsüz olabilir. Bu nedenle, esligin niteligi gözönüne alinarak , eslikli taksimi “esligi usûllü taksim ve esligi usûlsüz taksim” olmak üzere ikiye ayirabiliriz. a)Esligi usûllü taksim: Esligi usûllü taksimler;çiftetelli, oyun havasi v. b. formlar içinde yapilir. Gerek fasillarin sonunda zaman zaman seslendirilen, oyunhavalarinin , gerek baslibasina oyunhava eserlerinin arasinda, ritmi korumak ve sürdürmek amaciyla, taksim yapan kisi ya da çalgi veya çalgilar tarafindan gerçeklestirilir. Eslik sirasinda usûl bir ritm çalgisi tarafindan duyurulacaksa, bu durumda istenilen usûl, taksim yapacak kisi tarafindan ritm çalgisini çalana bir veya iki kez ezgisel olarak duyurulur. Buna usûl vermek denilir. Ritm çalgisi usûlü vurmaga baslayinca, taksim yapacak kisi, usûlün bir ya da iki kez duyurulmasindan sonra, ölçü basinda taksime baslar ve usûlsüz olarak dogaçlamayi gerçeklestirir. Taksim yapan, bazen durak ya da güçlü seslerinde taksime ara vererek, çok kisa süre usûllü ezgi de dogaçlar. Daha sonra yine taksime döner. Bu tür esligi usûllü taksimlere çesitli eglence yerlerinde rastlamak mümkündür. Esligi usûllü taksimde usûl, ezgisel olarak da duyurulabilir. Bu tür eslige, usûllü dem de denilebilir. Kânun ve Piyano disinda kalan çalgilardan biri ile yapilan bir taksimin usûlle esligi sirasinda, usûlün ezgisel olarak duyurulabilmesi için, mutlaka baska çalgi ya da çalgilara gereksinme vardir. (Bilindigi gibi Kânun veya Piyanoda bir elle asil ezgi seslendirilirken, diger elle eslik yapma olanagi vardir. ) Usûlün ezgisel olarak duyurulmasi, genel olarak iki yolla gerçeklestirilir: Birinci yol, hangi makamda taksim yapiliyorsa, o makamin güçlü ve durak sesleri ilgili ritm içinde duyurulur ve sürekli tekrarlanir. Ikinci yol ise, makamin sesleriyle olusturulmus ve usûlün baslangicindan bitisine kadar devam eden bir motifin sürekli yinelenmesiyle gerçeklestirilir. Günümüzde, bu tür eslikle ilgili olarak birkaç kalip motif kullanilmakta, özgün olanina çok az rastlanmaktadir. (Özellikle gazellerde bu tür kalip motifler kullanilmakta olup, bunun yaninda halk mûsikîmizde bazi uzunhavalarda bu tür eslik vardir. ) Bazen, bir sarkinin içinde, besteci tarafindan gazel tarzinda yazilmis usûlsüz bölümlerin altina, eslik amaciyla sürekli yinelenen motifler de yazilmis olup, bazen de herhangi bir sarki arasinda dogaçtan söylenen gazellere usûllü eslik yapildigi görülmektedir. (Sadi Hosses’in Kürdilihicazkâr makamindaki “Yildizli Semalardaki Hasmet Ne Güzel sey” adli sarkinin meyaninda oldugu gibi) b)Esligi Usûlsüz Taksim: Eslik sirasinda, taksim yapilan makamin durak ya da güçlü seslerinden birini, asil ezginin gidisine uygun olarak sürekli duyurmayla gerçeklestirilir. Eslik sirasinda, asil ezgiden pest taraftaki sesler duyuruluyorsa, bir baska deyisle, eslik, bir sürekli Bas(asil ezgiye eslik amaciyla ezginin altina yazilan bas partisi)niteligine sahipse, bu tür esligi usûlsüz taksime dem’li taksim , yapilan eslige de dem tutmak denilir. Dem’li taksim , Mûsikîmizde yapilan en eski eslikli taksim türü olup, büyük bir olasilikla, Mevleviligin olusmaga basladigi dönemde ve Mevleviligin en önemli ögelerinden biri olan Semâ adi verilen törensel dans’a yapilan eslik nedeniyle 13 y. y. ’dan baslamak üzere olusturulmustur. Bunun yaninda, eski edvarlarda da bu taksim türünün yapildigina rastlamaktayiz. Örnegin , Hizir Aga (1725 ?-1795 ?) Dem Tutmak olarak belirttigimiz deyim yerine, edvarinda Aheng tutmak deyimini kullanmis ve taksimle ilgili açiklamasini yaparken, “iki sazendeden biri taksime baslayinca, digerinin dügâh aheng tutmasi kuskusuzdur. ” diyerek Dem’li taksimin varligindan söz etmistir. 18. yüzyilda yasamis Fonton ise, eserinde , “Icraya taksim adi verilen ve çalinacak eserle ayni tonda olmasi gereken bir fanteziyle baslanir. Çalinacak esere bir tür geçis olan bu parça, bir tek süslemeyle bezenmis saatlerce sürebilen taksimler müzikçi tarafindan çalinirken, konsere istirak eden digerleri, sürekli olarak taksimin dayandigi kadar sesini çalarak bir tür basso continou(sürekli bas) olustururlar. ” Seklindeki açiklamasiyla, Dem’li taksimin varligindan söz etmistir. Dem’li taksim, bir tek çalgi tarafindan da olusturulabilir. Bunun için taksim yapanin çaldigi çalgi ve müzik hakkindaki bilgi ve becerisinin yeterli olmasi gerekir. Tulum, zurna gibi çalgilarin disinda kalan tüm üflemeli çalgilar hariç, diger bütün çalgilarda tek kisi tarafindan dem’li taksim yapilabilir. Günümüzde taksim sirasinda dem tutmak, bir baska deyisle dem’li taksim, programli konserlerin arasinda, taksim yapanin zamaninin bittigini belirtme amaciyla ve taksim için ayrilan sürenin bitimine dogru, diger çalgilar tarafindan özellikle yapilabilir. Amaç, taksim yapana, kendisine ayrilan sürenin bittigini dem tutarak hatirlatmaktir. Bunun yaninda, Tasavvuf Mûsikîsi’nde de en çok kullanilan taksim türlerinden biri, dem’li taksimdir. Taksim’in birkaç çalgi ile birlikte yapilmasina, ortak taksim denilir. (sohbet de denilmistir. ) Dogaçlamanin en zor oldugu bu taksimde, diger çalgilar karsi ezgi dogaçlayabilecegi gibi dem de tutabilirler. Gerek esligi usûllü ve gerek esligi usûlsüz taksimlerde, basit de olsa bir-iki seslilik ya da çok seslilik olustugundan, bu taksim türleri, esliksiz taksime göre isitsel açidan daha doyurucudur. Geçmiste ve günümüzde en önemli bir tür olarak kabul edilen Taksim, eski kaynaklarda, özellikle fasil baslamadan önce yaratilan bir tür olarak belirtilmektedir. Önceden de degindigimiz Kirsehirli Yusuf’un (15 y. y. )edvarinda, nevbet-i mürettep seslendirmesinden önce mutlaka taksim yapildigi yazilidir. Bu olgu, ayni sekilde Seydi’nin edvarinda da açikça belirtilmistir. Evliya Çelebi (1611-1682) ise, def çalarak yaptigi faslin basinda segâh makaminda taksim yaparak, gelenege uymustur. Özellikle Kantemiroglu (1673-1723), faslin, hanende fasli ve sazende fasli olarak ikiye ayrildigini ve her iki faslin basinda da taksim yapilmasi gerektigini, ayrica sazende faslinin sonunda da taksim yapilmasi gerektigini özellikle vurgulamistir. Fonton’un “Icraya taksim adi verilen fanteziyle baslanir. ” sözleriyle vurguladigi fasil öncesi taksim yapilmasi gelenegi, 19. y. y. ’in ikinci yarisindan baslamak üzere yavas, yavas ortadan kalkmis ve fasil türü içinde, yalnizca aralarda taksim’e yer verilir olmustur. Iste, herhangi bir faslin ya da koro veya solo olarak seslendirilecek ayni makamdaki eserlerin basinda, arasinda veya sonunda yapilan taksimler, degisik adlarla anilirlar. Bu taksim türleri sunlardir: GIRIS TAKSIMI: Bir fasila, ya da solo veya koro eserine baslamadan önce, seslendirilecek eserlerin makamina isitsel duyumu kosullandirmak amaciyla yapilan taksime denir. (Günümüzde , fasil baslarinda artik giris taksimi yapilmamakta, dogrudan dogruya pesrev ile fasla baslanmaktadir. ) ARA TAKSIMI: Bir faslin ya da koro veya solo programin arasinda yapilan taksim olup, fasilda, ritmsel gidisin canlanmaga basladigi semâi, curcuna gibi usûllerle bestelenmis eser öncesi, koro veya solo programda ise ayni amaçla ya da programa duyumsal bir renk katma amaciyla yapilir. Mevlevi törenlerinde yapilan seslendirmelerde, Nât’la Âyiniserif arasinda yapilan ara taksime ise Bas Taksim ya da Post Taksimi denilir. Post taksimi ya da bas taksim, mutlaka, âyiniserif’in makaminda dogaçlanir. Dem’li taksimdir. SON TAKSIM : Eskiden fasil sonlarinda yapilan bir taksim türü idi. Günümüzde ise, yalnizca Mevlevi törenlerinde , âyiniserif’in ardindan seslendirilen son pesrev ve yürük semâi’nin ardindan yapilan taksime verilen ad olup, taksim yapanin istegine bagli olarak, herhangi bir makamda bitirilebilir. TAKSIM’de SANATSALLIK : Bir taksimin sanatsal olusu , taksimi olusturan müzik cümlelerinde, motif veya ezgi gelistirme yöntemlerinin uygulanmasi ile söz konusu olabilir. Bundan ötürü de , gerek motif’in ve motif degisimlerinin neler oldugunun, gerek ezgisel degisimi olusturan alterasyon, çesni, renk ve geçki kavramlarinin çok iyi bilinmesi önemli bir kosuldur. Motif:En az iki sesi ve bir vurgusu bulunan ve kendine özgü bir karakteri olan gelistirilebilmege uygun en küçük müzik fikrine denir. Motif, bazen bir cümlecikten de olusabilir. Motif Gelistirmede Genel Yöntemler : a)Motifin ses genligini genisletme ya da daraltma, b)Motifin ses sürelerinin büyütülmesi ya da küçültülmesi, c)Motifin yatay ya da dikey ters çevrilmesi, d)Motifin bir baska ses üzerinde tekrari, e)Motifin çatalini(varyant) olusturmak. Bir taksimin ; monoton ve duragan olmamasinin yaninda, dengeli, sanatsal ve devingen olabilmesi, en çok arzulanan bir amaçtir. Bu amaca varilabilmesi ise, söz konusu ögelerin çok iyi bilinmesi ile gerçeklestirilebilir. Bu nedenle de, sözünü ettigimiz ögelerin açiklanmasinda yarar vardir: Taksim’de Devingenlik: Bir taksimin duragan olmamasi, canli ve devingen olabilmesi için, taksimi olusturan cümleler içindeki cümleciklerin, soru-cevap seklinde birbirlerini izlemesi ve cümleciklerin , küçük süreli seslerle olusturulmasi gerekir. Bunu yaninda, küçük süreli seslerle yapilacak asil ezgide, seslerin birbiri ardina siralanmamasi, cümleciklerin , mutlaka güçlü ve durak seslerinin disindaki seslerle bitirilmesi ve cümle bitislerinde uzun süreli seslerin kullanilarak soluklanilmasi, böylece , ezgi içinde, cümleciklerle yaratilan gerilimlerin mutlaka çözüme kavusturulmasi gerekir. Taksim sirasinda, cümleciklerin, israrla güçlü ve durak seslerinde bitirilmesi ve ezginin olusturulmasi sirasinda, sürekli uzun süreli seslerin kullanilmasi, taksimin duragan ve monoton olmasina neden olur. Tüm bunlarin yaninda , asil ezgiye bir baska ses ya da seslerle yapilan eslik, taksimdeki devingenligi doruga çikarir. Taksim’de denge: Taksimi olusturan bölümler arasindaki zamansal esitlik, taksimin dengeli olmasini saglar. Tersi olursa, yani, bir bölüm diger bölümden ya da bölümlerden uzun veya kisa sürede bitirilirse, yapilan taksim dengesiz olur. Ezgisel degisimler: Bir ezginin makamsal akisiyla olusan içsel duyumun kisa süreli ya da uzun süreli olarak degistirilmesi için , ezgide, alterasyon, çesni, renk ve geçki islemlerinden biri ya da birkaçi veya tümü yapilir. Böylece, yaratilan ezgide, tek duygulu öge yerine, birden fazla duygu ve düsünce olusturulabilir. Söz konusu islemler : a)Alterasyon :Taksim sirasinda , taksimin makaminin elde edildigi seslerinden birini ya da birkaçini geçici olarak degistirme islemidir. Alterasyon yapildiginda, makamsal akista duyum degisikligi olur. b)Çesni:Taksim sirasinda, taksimin yapildigi makamin disinda bir makami animsatmak amaciyla, taksimin makaminin güçlü ve durak seslerini geçici olarak degistirme, ya da birden fazla alterasyonu ardarda gerçeklestirme ile elde edilen duyumsal degisiklige denir. c)Renk:Motifin ya da ezginin veya ezginin ait oldugu makam dizisinin bir baska ses üzerine aktarilmasi sonucu olusan duyumsal degisime renk denilir. (Transpoze veya aktarim da denilmistir. ) d)Geçki:Taksim sirasinda , taksimin ait oldugu makamdan bir baska makama geçme sonucu olusan duyumsal degisime geçki denir. Geçilen makamdan tekrar asil makama dönülmesi yoluyla yapilan geçkiye, GEÇICI GEÇKI, geçilen makamla yaratinin bitirildigi geçkiye ise SÜREKLI GEÇKI denir. Makam gösterme disinda, tüm taksim türlerinde, istek ya da amaç nedeniyle geçki yapilabilir. Fakat, geçkinin mutlaka yapilmasi gereken taksim türleri de vardir. Bu taksim türleri, GEÇIS TAKSIMI ve FIHRIST TAKSIM olarak adlandirilir. GEÇIS TAKSIMI: Bir programda, programi olusturan eserlerin degisik makamlardan seçilmis olmasi durumunda, dinleyiciyi , bir sonraki eserin makamina isindirmak amaciyla, asil makamdan yeni makama yapilmis sürekli geçkiyi içeren ara taksime denilir. FIHRIST TAKSIM : Makamlarin seyirlerini, olusturdugu duygulari, kisaca , makamin ezgisel yapisini ögretme amaciyla, ögretilmek istenilen makamlari, geçkiler zinciri seklinde seslendirerek olusturulan makam dizinsel taksim’e FIHRIST TAKSIM denir. Genel olarak özgür biçimlerin kullanildigi fihrist taksimde, taksim, mutlaka baslanilan makamda bitirilir. En zor taksim türlerinden biri olan fihrist taksimde, tüm zorluk, hangi makama ve duyumsal bir rahatsizlik olusturmadan nasil geçilecegi konusudur. Bu nedenle de, geçki yöntemlerinin çok iyi bilinmesi gerekir. Geçki yöntemlerinin çok iyi kavranabilmesi ise, makam kavraminin ve makamlarin çok iyi bilinmesini gerektirir. Bir makami çok iyi bilmek ise, o makamda kullanilan araliklari;güçlüyü ve durak sesini çok iyi bilmenin yaninda, bu ögeler arasinda var olan iliskileri de (ilgili makamda olabilecek asagiya veya yukariya dogru genislemeler, hangi dörtlü ve beslilerin kullanilmasi v. b. ) saglikli kurabilmek ile mümkün olur. Fihrist taksim türü, eski edvarlarda da yer almis ve bu taksim türüne örnekler verilmistir. Fihrist taksimi, kendi döneminde TAKSIM-I KÜLLÎ olarak adlandiran Kantemiroglu (1673-1723), bu taksim türünü, ancak müzikten çok iyi anlayan ve bu alanda usta olanlarin yapabilecegini belirttikten sonra, taksimin bitiminde baslanilan makama dönülmesi gerektigini vurgulamis, ardindan, bu taksim türünü gerçeklestirmenin zor ve zahmetli bir is oldugunu , böyle bir taksimi yapabilecek bir ya da iki müzikçinin güçlükle bulundugunu özellikle belirterek,“Biz de, karinca kararinca, gücümüz yettigi kadar, bir makamda böyle bir taksim meydana getirmege çalistik. Öyle ki, bu taksim örnek alinip, baska makamlarda da taksimler yapilabilir. Bu isi gerçeklestirmeyi de, müzik sanatinin ustalarina ve ilim suyunun aktigi çesmeden bizden fazla içmis olanlara birakiyoruz. ”diyerek , Hüseyni makaminda bütün makamlari bir araya toplayan taksim ezgisi adi altinda, asagida yazili fihrist taksim örnegini vermistir: KANTEMIROGLU’na göre Hüseyni makaminda Fihrist taksim : -“Önce dügâh perdesinden ses verme hareketine baslar. Çargâh’a, neva’ya ve hüseyni’ye çikip, hüseyni perdesinde hüseyni makamini gösterir. Oradan, gerek kalin sesli, gerek ince sesli perdelerde hüseyni makaminin yürüyüsü ile biraz gezindikten sonra, dügâh’a gelip bir karar verir. -Dügâh perdesinden segâh’a, çargâh’a ve neva’ya çikip, neva perdesinde neva makamini gösterir. -Oradan, ince sesli perdelerle yukari dogru çikip, muhayyer perdesinde muhayyer makamini gösterir. -Muhayyer perdesinden daha tiz perdelere çikip, sünbüle perdesi ile sünbüle makamini gösterir. -Sünbüle perdesinden asagiya inip, acem perdesi ile acem makamini gösterir. -Acem makamini tamamen icra ettikten sonra , hüseyni perdesinden, neva perdesini atlayarak çargâh perdesine düser ve saba perdesi ile saba makamini icra ederek, saba'’in karar yeri olan dügâh perdesine gelir. -Ondan sonra , ince sesli perdelerle yukariya dogru çikar ve sehnaz perdesine basarak, sehnaz makamini gösterir. -Ve, hüseyni perdesinde bir asma karar yaptiktan sonra, hisar perdesi ile hisar makamini gerçeklestirip, yine hüseyni perdesine döner. -Daha sonra, buselik perdesi ile, karar yeri olan dügâh’a gelip, buselik makamini icra eder ve yeniden hüseyni perdesine çikip, oradan asagiya dogru, tam perdelerle inerek buselik’e ve buselik’ten de yine tam perdelerle inerek asîrân perdesine gelir ve böylece buselik asirân’i icra eder. -Oradan tam perdelerle yukariya dogru çikip , acem perdesine gelir ve çargâh perdesiyle asagiya inerek, acemasirân perdesinde acemasirân ‘i gösterir. -Ondan sonra, yine dügâh’i tutup , tam perdelerle hüseyni seklinde yukariya dogru çikar ve acem perdesini biraz oksayip, yine asagiya döner. Çargâh perdesine varinca, segâh’i atlayip, nihavend perdesi ile dügâh’a inip, orada karar kilarak kürdi makamini gerçeklestirir. -Dügâh’tan kalkip, yine ayni perdeler üzerinde ayni hareketi tekrarladiktan sonra, rast perdesinde karar kilarak nihavend makamini gösterir. -Ondan sonra, gerdaniye perdesinden ses vermege baslayip, tam perdelerle rast perdesine dek inerek, rast makamini güzelce icra etmis olur. -Ve, yine gerdaniye perdesinden baslayip, mahur perdesiyle asagiya inerek ve buselik içinden geçip rast’ta karar vererek mahur makamini göstermis olur. -Ve, yine gerdaniye’den baslayip , acem perdesini oksayarak dügâh’a dek inilince, arazbar makami gerçeklesmis olur. -Ve, yine ayni perdelerle muhayyer’e dek çikip, muhayyer’den, tam perdelerle neva perdesine dek inmek ve neva’dan da bayatî yüzünden dügâh kararina varmakla , baba tahir makami gerçeklestirilir. -Ondan sonra, rast perdesinden ses vermege baslanir ve dügâh, segâh ve çargâh’a çikilir, oradan , gene ayni yoldan dügâh kararina gelinir ve böylece ussak makami gerçeklestirilir. -Dügâh perdesinden, tam perdelerle neva’ya dek çikilir ve neva’dan sonra bayati perdesine basip, ondan daha ince sesli perdelerle de acem perdesiyle gezinerek, yine ayni yoldan geri dönüp, dügâh kararina varilirsa, bayati makami meydana gelir. -Ondan sonra, ses vermege muhayyer perdesinden baslanir ve sünbüle perdesi ile, bayati’nin seddi, göçürülmüs sekli ortaya konduktan sonra, geri dönülerek, gelip evc perdesinde bir asma karar yapilir ve yine ayni yolda hareket edilerek evc makami ortaya konur. -Evc’den tam perdelerle irak perdesine inilir ve irak makami gerçeklestirilir. -Yine evc perdesinden tutup, tiz çargâh’a dek çikilir ve tiz çargâh güzelce gösterildikten sonra, tam perdelerle hüseyni perdesine dik inilir. Hüseyni’den neva’ya, neva’dan çargâh’a geçilir ve çargâh perdesinde karar verilerek, çargâh makami ortaya konur. -Daha sonra, yine muhayyer gibi hareketle ses verilip, tiz hüseyni perdesine dek çikilir ve geri dönülerek evc perdesinde biraz durulur, böylece, göçürülmüs bir segâh gösterilir. Oradan, uzzal perdesiyle segâh’a gelinir, segâh’tan nihavent perdesiyle rast’a inilir ve oradan, yine ayni yoldan geçerek segâh’a dönülür, böylece, gevest makami gerçeklesmis olur. -Bu terkip bir kere daha tekrarlanir ve irak perdesine inilerek orada karar verilir, böylece rahatülervah da gerçeklestirilmis olur. -Ondan sonra, neva’dan uzzal perdesiyle inerek dügâh’a gelinir ve oradan, saba seklinde çargâh’a çikilir ve yine dügâh kararina dönülerek isfahan makami gerçeklestirilir. -Bu terkip bir kere daha tekrarlanir ve irak perdesine inilip karar verilince, muhalif-i irak meydana gelir. -Irak perdesinden kalkarak, yine isfahan seklinde bir seslendirme hareketinden sonra dügâh perdesinde karar verilince, sultanî-irak gerçeklestirilmis olur. Ondan sonra, ses vermege evc perdesinden baslanir ve tam perdelerle inip, segâh perdesinde karar kilmakla, bestenigâr makami gerçeklestirilir. -Sonra , rast perdesinden ses vermege baslanir ve rehavi perdesiyle inilip, yegâh’tan neva perdesine çikilir, oradan da, tam perdelerle rast kararina gelinir ve rehavi makami gerçeklestirilmis olur. -Daha sonra , neva perdesinden inilip , buselik perdesinde karar kilinarak nisabur makami gerçeklestirilir. -Ve, yine nisabur makami tekrarlandiktan sonra, rast duragina inilerek pençgâh makami gerçeklestirilir. -Rast perdesinden tam perdelerle dügâh, segâh, çargâh ve neva’ya çikilir. Oradan , uzzal perdesiyle dügâh’a dönülür. Dügâh’tan, zengüle perdesiyle irak’a inilir ve yine zengüle perdesiyle dügâh’a gelerek karar verilir. Böylece zengüle makami gerçeklestirilmis olur. -Ondan sonra, birden, acem perdesi seslendirilir, hüseyni ve neva perdeleriyle inilip , uzzal perdesinde karar verilerek, hüzzam gerçeklestirilir. -Ondan sonra, uzzal yüzünden hareket edilerek, dügâh kararina gelinir ve hicaz makami gerçeklestirilir. -Daha sonra, rast perdesinden hareket edip, bütün tam perdelere basarak muhayyer perdesine dek çikilir ve biraz muhayyer nagmesiyle hareket edilerek hüseyni perdesine dönülür. Oradan, neva’yi atlayip birden, çargâh perdesine düsülür ve kûçek gerçeklestirilir. -Ondan sonra dügâh perdesine gelinir ve hüseyni nagmesi tekrarlanarak dügâh perdesinde karar verilir ve böylece, bütün makamlari biraraya toplayan taksim gerçeklestirilmis, tamamlanmis olur. Kolayca anlasilabilecegi gibi bu taksim, önceden belirttigimiz seyir yöntemine göre verilmistir. Kantemiroglu bunun bilincinde oldugundan, “bilmelisin ki, her nekadar, genellikle hüseyni makami çerçevesinde bir taksim yapilmis ve makamlar, güzel bir düzen içinde birbirlerine baglanarak, bütün makamlari biraraya toplayan taksim seklinde bir taksim gerçeklestirilmisse de , taksimin ezgisi, usûl ve kurala baglanmamistir. Onun için, taksim, müzikle ugrasanlarin bilim gücüne teslim, çalgi çalanin ya da okuyucunun iradesine havale olunur ki, onlar da diledikleri sekilde, makamlari ve terkipleri biraraya toplayip , güzel ve tatli ezgiler meydana getirsinler, ortaya koysunlar. ” diyerek , verdigi örnegin baglayici olmadigini vurgulama geregi duymustur. Hasim Bey(1815-1868) ise, taksim için birbiriyle uyusan ya da uyusmayan ses ve araliklarin çok iyi bilinmesinin, taksim için gerekli oldugunu belirttikten sonra, müzikçinin gücü yetiyorsa, bir makamin içinde tüm makamlari icra edebilecegini ve bu tür taksime nagme-i küllî külliyât denildigini vurgulayarak, Abdülbaki Nâsir Dede’nin(1765-1821) olusturdugunu özellikle belirttigi bir fihrist taksim örnegi vermistir. Nâsir Dede’nin Tedkik ve Tahkik adli eserinde yer alan bu fihrist taksim, kolayca anlasilabilecegi gibi, Kantemiroglu’nun vermis oldugu fihrist taksim örneginin nüans farklariyla tekraridir. Hemen hemen Kantemiroglu’nun fihrist taksimiyle ayni olan bu taksimde de, seyir yöntemi esas alinmistir. Bundan ötürü de, bu iki taksim, geleneksel taksim türü içine giren birer fihrist taksim örnegidir. Kantemiroglu’nun vermis oldugu fihrist taksim örneginde, otuzsekiz makama geçki yapilmis olup, bazen, her makamin arasinda , makamlari birbirine baglayan köprüler de kullanilmistir. Bu taksimdeki geçki sirasi söyledir: Kantemiroglu’nun fihrist taksiminde makam sirasi : Hüseyni, neva, muhayyer, sünbüle, acem, saba, sehnaz, hisar, bûselik, bûselik asiran, acemasiran, kürdi, nihavend, rast, mahur, arazbar, baba tahir(Tahir makamina eskiden verilmis ad), ussak, bayati, bayati(aktarimli), evc, irak, çargâh, segâh(aktarimli), gevest, rahatülervah, isfahan, muhalif-i irak, sultanî irak , bestenigâr, rehavi, nisabur, pençgâh, zengûle, hüzzam, hicaz, kûçek ve hüseyni. Abdülbâki Nâsir Dede’nin(1765-1821) vermis oldugu fihrist taksimde ise, otuz yedi makama geçki yapilmis olup, kimi makamlarin Kantemiroglu’nda olmamasina karsin, Kantemiroglu’nun fihrist taksiminde yer alan bazi makamlar da, Nâsir Dede’nin taksiminde yoktur. Nâsir Dede’nin fihrist taksiminde yer alan makamlarin geçki sirasi söyledir: Abdülbâki Nâsir Dede’nin fihrist taksiminde makam sirasi : Hüseyni, neva, sünbüle, acem, saba, uzzal, hicaz, sehnaz, hisar(çesni), bûselik, bûselik asiran, acemasiran, kürdi, nihavend, rast, mahur, arazbar, baba tahir, ussak, bayati, evc, irak, çargâh, segâh(aktarimli), gevest, rahatülervah, isfahan, muhalif-i irak, sultanî irak, bestenigâr, rehavi, nisabûr, pençgâh, zirgüle, hicaz, kûçek ve hüseyni. Kuskusuz ki , bu iki taksim örneginde yer alan makam geçkileri, bir taksim içinde , taksimin sanatsal bir nitelik kazanabilmesi için, geçkinin ne denli önemli bir öge oldugunun açik kanitidir. Bir taksimin;dinlenebilir, özgün ve sanatsal olabilmesi için, taksim yapacak kiside iki temel özelligin mutlaka bulunmasi gerekir. Bu özellikler: Bestecilik yetenegi ve Çalgi hakimiyeti. . . 1. BESTECILIK YETENEGI : Bir kiside bestecilik yeteneginin varliginin en önemli kaniti, o kiside ezgi yaratabilme ve yapabilme becerisinin bulunup bulunmadigi ile anlasilir. Özellikle, çalgiya bagli olmadan, tümüyle zihinsel olarak ezgi yaratabilmeyi gerçeklestirebilme çok önemli olup, önceden de sözünü ettigimiz gibi, dogaçlamanin temel islevi de budur. Kuskusuz ki, bir kiside yalnizca ham bestecilik yeteneginin bulunmasi o kisinin iyi taksim yapabilmesini, ya da iyi besteci olmasini asla gerektirmez. Bundan ötürü, bir bestecide , asagida yazili becerilerin de bulunmasi, gerek özgün ve sanatsal bir taksim yapabilme, gerek diger türlerde özgün eser üretebilme için mutlaka gereklidir. Bu beceriler söyle siralanabilir: Bir bestecide bulunmasi gerekli beceriler: a)Kulak egitimi:Duydugunu notalayabilme ve duydugu sesi aninda çalgisiyla seslendirebilme becerisi olup, çalgiya bagimli olmadan taksim yapilabilmesi için mutlaka zorunludur. b)Makam bilgisi:yaratilan ezginin makamsal olabilmesi, duyumsal rahatsizlik olusturmadan geçki yapilabilmesi için, bir bestecinin mutlak suret de edinmesi gereken makamla ilgili bilgilerin tümüdür. c)Genis bir repertuar:yaratilan makamsal ezgilerin tümüyle yeni ve özgün olabilmesi, o ana kadar yapilmis eserlerin bilinmesiyle söz konusu olabileceginden, bir bestecide, çok genis bir repertuar bulunmasi, kaçinilmazdir. Bu da varolan repertuarin, bilinçli ve irdeleyici bir düsünceyle seslendirmesini gerektirir. d)Müzik bellegi:Eser içinde ya da taksim sirasinda yapilan ezgiyi unutmamak, o ezginin gerekmedikçe tekrarlanmamasini, dolayisiyla , taksimin ezgisel kisirlik içinde olusmamasini saglamak için, bir bestecide mutlaka bulunmasi gerekir. e)Hayal gücü:Eserin ya da taksimin olusturulmasi sirasinda, gerek önceden tasarlanmis biçimsel kurgunun ayrintilarinin, gerek makamsal islenisin bir önceki eser ya da taksimde yapilanlarin disinda olabilmesi, ayrica;ezgiyle açiklanacak düsünsel konularin tasarlanip, saptanmasi ve saptanan konularin ezgisel olarak islenebilmesi için, hayal gücü, bir bestecide mutlaka bulunmasi gereken önemli özelliklerden biridir. f)Konsantre olabilme: Bulunulan ortamla dogrudan iliskili olan konsantre olabilme becerisi ve özelligi, taksim yapan kisinin, dikkatini bir noktada yogunlastirabilme, zihinsel ve ruhsal olarak bütünlesebilme seklinde özetlenebilir. Taksimin bütünlügü ve özgünlügü için mutlaka gereklidir. 2. ÇALGI HAKIMIYETI : Bir kisinin , çaldigi çalgi ve hakimiyeti’nin tam olabilmesi için, o kiside, çaldigi çalgiyla ilgili olarak asagidaki becerilerin bulunmasi gerekir. a)Ud. keman, viyola, viyolonsel, kontrbas, tanbur ve lavta gibi çalgilarda, , mükemmel bir sekilde pozisyon bilgisi ve teknigine sahip olmak. b)Çalginin ses genligini ve bu genlik içinde;hangi seslerin net ve parlak, hangi seslerin boguk ve mat, hangi seslerin sert ya da cirlak oldugunu ve hangi pozisyonda hangi seslerin bu özelliklerden hangisiyle ilgili oldugunu çok iyi bilmek, bir baska deyisle, çalgi bilgisi’nin o çalgiyla ilgili tüm bilgilerine sahip olmak, c)Üfleme çalgilarda, özellikle ney’de, kalin(pest) seslerde (dem sesler) fosurtusuz, tiz seslerde ise çatlak veya detone ses çikarmayacak sekilde seslendirme becerisine sahip olmak. d)Yayli çalgilarda, yayin, gicirtisiz çekilebilmesinin yaninda, süregen sesleri bölmeden çikarabilmek, kisaca, yay teknigine sahip olabilmek. e)Mizrapli çalgilarda, o çalgiyla ilgili mizrap vurus tekniklerini çok iyi bilebilmek, f)Yine o çalgiyla ilgili olarak, hangi nüansin nasil yapilacagini bilmenin yaninda;glisando, çarpma, tril, vibrato gibi seslendirme sekillerinin nasil yapilacagini bilmek, g)Yine o çalgiyla ilgili olarak;legato, senkop, rallentando, ritartando gibi süresel islemlerin nasil yapilacagini bilmek, h)Ezgisel akis içinde, üfleme çalgilarin disinda kalan tüm çalgilarda, zaman zaman , ayni anda iki ya da daha fazla ses çikarabilmek, bir baska deyisle , uygusal seslendirme becerisine de sahip olmak, (akor seslendirilmesi) i)Yine üfleme çalgilarin disinda kalan çalgilarda, tek ses olarak dogaçlanan bir ezgiye, baska ses ya da seslerle eslik edebilmek. Taksimin en iyi ve etkili olabilmesinin bir dis kosulu olarak, taksimin, dikkatli bir dinleyici kesiminin yer aldigi akustik bir ortamda yapilmasi çok büyük önem tasir. Taksim’e baslamadan önce yapilmasi gerekenler: a)Konsantre olunabilmeli, b)Taksimin, geleneksel mi yoksa özgür mü olacagi, ayrica, hangi makamda taksim yapilacagi, eser ya da ortam dikkate alinarak saptanmali, c)Yapilacak taksimin türü dikkate alinarak, önceden açiklanmis biçimlerden biri seçilmeli, d)Seçilen biçimi olusturan cümlecik ya da cümleler arasindaki iliski dikkate alinarak, geçki yapilip yapilmayacagina, yapilacaksa, hangi makama geçki yapilacagina, dogaçlama aninda verilecek kararin degisebilme olasiligi gözardi edilmeden, geçici olarak ve genel hatlariyla karar verilmeli. Yukarida yazdiklarimiz, taksim öncesi gerçeklestirildikten sonra, taksim sirasinda ise, asagidaki konular dikkate alinmalidir: Taksim sirasinda yapilmasi gerekenler : a)Önce, bir önceki makam ya da taksimden sonra seslendirilecek eserlerin makami veya yalnizca, taksim yapilarak dinletiye son verilecekse, taksim yapacak kisinin dinleyici ortamini da dikkate alarak saptayacagi makam, tüm özellikleriyle belirtilmeli, b)Geçki yapilacaksa, temel makamin belirtilmesi sirasinda geçki yapilacak makama nasil geçilecegi, dolayisiyla, hangi seslerin nasil bir köprüyle kullanilacagi tasarlanmali, c)Geçis taksimi disinda, geçkiden sonra mutlaka temel makama dönülmeli ve bu dönüsün hangi sesler ve köprülerle yapilacagi tasarlanmali, d)Seslendirme sirasinda, motif ve ezgi degisimlerinin hangisi, nasil uygulanmali sorusu ve yaniti, taksimin basindan sonuna dek sürekli düsünülmeli, e)Mutlak surette, çalginin teknigiyle de bagdasan ezgilerin yaratilmasina özen gösterilmeli, f)Yaratilan ezgilerin, yeri geldikçe nüans’li ve süslemeli olmasina dikkat edilmeli, g)Güçlü seslerinin üzerinde önemle durulmali, bu seslerle bitirilen cümlelerin ya da söylemlerin sonlarinda soluklanilmali böylece, dinleyenin duyumsal hazza ulasmasini saglamanin yaninda, sonraki cümlelerin nasil olusturulacagi , geçki, bir baska bölüme geçme gibi konularin tasarlanmasi için zaman kazanilmali, h)Bitis etkisinin tam anlamiyla olusabilmesi için, makamin duragi etrafinda sürekli gerilim yaratilmali ve durak sesi uzun süreli olarak bir kez duyurulmalidir. TAKSIMIN OLUSTURULMASI : Taksimi olusturan, onu var eden, dogaçlanan ezgilerdir. Ezgi ise, degisik yükseklikteki seslerin, bir anlam bütünlügü olusturacak sekilde ve tek tek birbiri ardina siralanmasiyla olusan ses çizgisidir. Ezginin en önemli özelligi anlam’dir. Anlam ise, ezginin;bir duyguyu, bir düsünceyi içermesidir ki, buradan ardarda gelen degisik yüksekliklerdeki seslerden olusmus her ses çizgisinin, sayet bir anlam içermiyorsa, kesinlikle ezgi olamayacagi düsüncesine variriz. Taksimin geleneksel ya da özgür olmasi dikkate alinarak ezgi yaratilir. Önceden de belirttigimiz gibi , özgür taksim yapabilmenin kosulu, mutlak surette geleneksel ezgi yapabilmek ve dogaçlayabilmektir. Bunun için de, geleneksel ezginin özelliklerini bilmek gerekir. GELENEKSEL EZGI’NIN ÖZELLIKLERI : 1)En çok ikili araliklar kullanilmistir. Üç’lü, dört’lü ve bes’li araliklar ile bunlarin çevrilmisleri ise, genel olarak, güçlüye kolayca ulasma ya da dogrudan dogruya güçlüyü belirtme amaciyla kullanilirlar. 2)Ezgi’nin dogaçlanmasina, mutlaka, durak ya da güçlü dolayindan baslanir. 3)Cümle içinde yer alan cümleciklerde, genel olarak gerilim-çözülüm(soru-cevap) iliskisi yoktur. Ezgi, sürekli, güçlü ya da durak seslerinde biten küçük ezgi parçaciklari ya da cümle zincirlerinden olusur. 4)Motif gelistirme yöntemlerinin kullanildigina pek rastlanmaz. Ezgisel gidis, makam seyri içinde yapilan bezemelerle olusturulur. 5)Bölümü olusturan cümleler, yarim kararli ya da tam kararli olabilir. Taksim’in olusturulmasi sirasinda ise, taksim, ister geleneksel, ister özgür olsun, yöntem degismez. Bu yöntemi, ana çizgileri içinde belirtecek olursak : TAKSIM’in olusturulmasinda genel yöntem : 1)Önce, makamin güçlü ya da durak sesleri dolayinda küçük bir ezgi parçasi ile baslanir ve bu ezgi, bu seslerden biriyle uzun süreli olarak bitirilerek, güçlü duyurulmus olur. Ayni zamanda, daha sonraki ezgi ya da cümleleri tasarlamak için de zaman kazanilmis olur. 2)Varsa, diger güçlü ya da güçlüler belirtilir. 3)Daha sonra, makam dizisinin tüm sesleri üzerinde dolasilarak, tekrar güçlüye gelinir. 4)Bundan sonra, istenirse, taksim bitirilebilir. Sayet bitirilecekse, tekrar durak sesine gelecek sekilde ezgi dogaçlanir. Dogaçlama sirasinda, durak sesine gelindiginde, bu ses etrafinda sürekli gerilim yaratilir. Gerilim yaratma, durak sesinin uzun süreli olarak duyurulmamasi, baska seslerde, ki bu sesler yürüyücü seslerdir, asma kalislarla gerçeklestirilir. Bitiste ise, durak sesi, uzun süreli olarak bir kez duyurulur ve böylece tam bir bitis saglanir. Sayet mümkünse, yeden kullanilmasi, bu bitisi daha da pekistirir. Bu ana kadar, alterasyon ve çesni kolayca kullanilabilir. Böyle bir taksim, bir bölümlü olur. 5)Sayet taksim bitirilmeyip, devam ettirilecekse, bu durumda geçki tasarlanir. Istenilen geçkiler yapildiktan sonra , yine asil makama geçilerek, güçlüde kalinir. 6)Bundan sonra, yine makam dizisinin seslerinde dolasilir ve 4. maddede yazili konular gerçeklestirilerek, taksim bitirilir. Böyle bir taksim, bir bölümlü olur. 7)Sayet taksim iki bölüm yapilacaksa, birinci bölüm yukaridaki yöntemle bitirildikten sonra, ikinci bölüme, güçlüsü, gerdaniye ve daha tiz seslerden biri olan makamlara ya da bu seslerin bir oktav pesti durak sesi olan makamlara dogrudan geçki yapilir. 8)Geçilen makamla ilgili olarak 1. 2 ve 3 . maddede yazilanlar gerçeklestirilir ve yine asil makama dönülerek 4. maddede yazilanlar uygulanir. Asil makama dönülmesi sirasinda, dogrudan geçki olanagi yoksa, köprü ya da köprülerle dolayli geçki yolu izlenerek taksim, dolayisiyla ikinci bölüm bitirilir. 9)Sayet üç bölümlü bir taksim yapilacaksa, bu kez, ikinci bölümün bitisinden sonra, güçlüsü rast-gerdaniye arasinda olan bir makama dogrudan geçki ya da dolayli geçki yapilmasi tercih edilerek 8. maddede yazilanlar uygulanir. Böylece, taksim, dolayisiyla, üçüncü bölüm bitirilmis olur. Degerli mûsikî dostlari, Bu noktaya kadar E. Ü. T. M. D. K. Ögretim Üyesi Sn. Onur AKDOGU’nun TAKSIM ile ilgili yapmis oldugu genis kapsamli yazisina yer verdik. Özellikle mûsikîmize yeni baslayan gençler için her zaman yararlanilabilecek bir kaynak, her türlü ayrintiya girilerek hazirlanmis, çok büyük faydalari olacagina inaniyorum. Otuz yildir mûsikînin içinde ve yirmibes yildir da TRT Ankara Radyosu’nda yaptigim Kânun Sanatçiligi düsünülürse, tabii ki bu bilgiler yeterli degil. Esas önemli olan ayrintilardan birisi de , hangi enstrüman çaliniyorsa o enstrümanda üstün icra seviyesine çikmis üstad saz sanatçilarinin yapmis olduklari taksimleri dinlemek, kendine has bir üslûp gelistirmek. (Tanbûri Cemil Bey, Udi Nevres, Yorgo Bacanos, Ferid Alnar, Vecihe Daryal, Niyazi Sayin, Necdet Yasar, Cinuçen Tanrikorur v. b. sanatçilarin taksimlerini dinlemek gibi. . . ) Yukarida da deginildigi gibi;makamlarimizi çok iyi bilmek, çaldigi enstrümanin teknik zorluklarini yenmis olmak, dolayisiyla enstrümanini çok iyi kullanmak, Benim bir deyimim vardir;enstrümanin sanki sizin bir organiniz ya da vücudunuzdan bir parça gibi olmasi !Enstümanda bir yere gelmek, o’nu yenmek baska türlü mümkün degildir. Ayrica ikili-üçlü taksim yapabilmek için de beraber taksim yapacaginiz sanatçi veya müzisyen arkadasinizin da sizi çok iyi tanimasi , dolayisiyla sizin de onu çok iyi tanimaniz gerektir ki ortaya güzel bir birliktelik çiksin. . . Aksi takdirde birbiriyle hiç bagdasmayan, tamamiyle sunî bir taksim çikar ki hiçbir estetik ve müzikal yönü olmaz. Taksim yapma da en önemli ögelerden birisi de genis bir repertuara sahip olmaktir, mûsikî tarihimizde öylesine büyük ve dehâ bestekârlar yetismistir ve büyük eserler vermislerdir ki, iste bütün bu eserlere vâkif olan ya da bu eserlerin çogunu eski tâbirle MESK eden kisi de güzel taksim yapmaya muktedirdir. En zor konulardan birisi de kendine has bir üslûp gelistirmektir. Günümüzde maalesef bazi müzisyenler kendilerine has bir üslûp gelistirmekten çok körü körüne bir saz sanatçisinin üslûbuna bagli kalmaktalar, hatta taklitten öteye gidememektedirler, halbuki önemli olan nokta ;tabii ki birtakim saz sanatçilarindan etkilenmek olasidir, güzel ve önemli olan nokta da degisik üslûplardan bir seyler elde edip , bu farkli güzellikleri kendine has güzellikler ve özelliklerle birlestirip , kendine has bir tavir elde etmektir. Bu noktaya varmak kolay degildir, zaten kabul edilecegi üzere mûsikî kolay bir ugras degildir. Burada bahsettigimiz tabii ki Türk Mûsikîsi’dir. Sözlerimize son vermeden önce sizlere yakin zamanda bir sürprizimiz olacagini belirtiyoruz, söyle ki; 2006 yilinin ilerleyen aylarinda , yukarida degindigimiz fihrist taksimleri sitemizde yayinlayip siz mûsikîseverlerin kullanimina sunacagiz. Kaynak: Türk Müzigi’nde Türler ve Biçimler. . . Onur AKDOGU (Izmir-1989) Tahir Aydoğdu web siteden alınmıştır